Etkileşim Döngüsü

Aradım, arıyorum, arayacağım… Her defasında kayboldum, sonsuz defa kaybolacağım. Arayışın ve kayboluşun sonsuzluğuna inancım tam…

Hepimiz kendimizi bildiğimizden beri yaşıyoruz, değil mi ? Ancak dünyaya ilk geliş anımızı kendimizden değil, bize anlatılanlardan biliyor ya da tahmin yürütüyoruz. Öğrendiklerimizin ise diğerlerininkilerden farkı yok; fiziksel bir birleşmenin ürünü olarak yine fiziksel olarak bir rahim’den yerküre’ye olan yolculuk… İdrâk yaşımızla, beyin yaşımız eşit değil malesef. Üstelik idrâkimizin başlangıç anını da bilemiyoruz. Bulutlar içindeki bir süreçten geçmişiz, birden düşüncelerimiz oluşmuş sanki ve biz gercekten “biz” olmuşuz… Hepimiz ayrı birer “ben” !

Bunun gibi yalnızca silüet süreçler ve bunun gibi süreçlere duyulan doğal merak, “Nasıl varız ?” , “Neden varız ?” soruları ile başlayıp koskoca bir arayış olan Felsefe’yi doğurmuştur. Ancak bu soruları kendisine sorup uzun zihinsel yolculuklar yapan ve kendilerine filozof dediğimiz kişilerin, çıktılarını Felsefe’ye katkısı olsun diye değil, ıstırap dolu yolculuklarına yardım edebilecek yoldaşlar bulmak umuduyla verdiklerini düşünüyorum. Bana göre varoluşu sorgulayan felsefi ürünlerin herbiri ya içten birer haykırış, ya da son durağına varıldığı sanılan yolculukların ardından kaleme alınmış hatıra notlarıdır…

Doğadaki yaşam döngüsünü hemen hepimiz hatırlarız sanırım. Bu döngünün unsurları olan “varlık”ların var olma nedenleri yaşamın sürdürülmesi. Boşu boşuna yaratılmış bir varlık yok. Tabir yerindeyse herkes birbirini yiyor.. Herhangi bir unsurun yok olması yaşamın da yok olması tehlikesini beraberinde getiriyor. Ters açıdan bakarsak yaşayan her varlığın bir varolma sebebi olması gerektiği sonucu çıkıyor.. İnsan türü olarak doğadaki yaşam zincirinin birer unsuruyuz ve bizim de var olma sebebimiz var. Ancak döngüdeki diğer türlerin genel anlamda tekil olarak katkısı bugünkü bilgilerimiz ışığında ihmal edilebilirken, insanın edilebilir mi ?

İnsan için yapılan ve benzersiz olduğunu betimleyen klasik tanım insanın düşünen bir hayvan olduğudur. Düşünme, tecrübelerini yorumlama ve üretme yeteneği diğer türler yerine yalnız insana lütfedildiğine göre, insan türünün diğer unsurların aksine bireysel olarak da bir varolma sebebi olduğuna inanıyorum.. İşte bu yüzden ben “Neden Varız?”, daha doğrusu “Neden Varım ?” sorusunu hep merak etmişimdir.

Soruya hem net olarak bir cevabım var diyemem hem de cevaplamanın haddime olduğunu iddia edemem. Yalnızca tamamen içgüdüsel bir meraktan ve merak ettiğim sorular üzerine detaylıca kafa yormaktan, biraz da edindiğim toplam bilgi birikiminden dolayı varolmanın etkileşimi üzerine naçizane fikirlerim oluştu.

Her insanın bireysel olarak etkile(n)diği ve ismine “Etkileşim Döngüsü” diyebileceğim bir kavramdan bahsedebilirim. Bu kavrama göre Newton’un maddeler arasındaki kütle çekim yasası gibi insanlar arasında da benzer psikolojik ve sosyal bir etkileşim olduğunu düşünüyorum. Bir insanın belirli bir davranışı, sözü ya da özelliği başka bir insanın üzerinde küçük ya da büyük değişimlere sebep olabilirken, etkilenen insanın yeni kazandığı özellik bir başka insanın değişimine farklı açılardan temel oluşturabiliyor. Etkiden tepki, bu tepkinin yarattığı etkiden ise yeni bir tepki gelişiyor ve sonsuz olasılıkla bu döngü devam ediyor.

Yaşam döngüsünde yer alan insanlar olarak hepimizin kendi yaşamımızı da sürdürebilmemiz, hayata tutunabilmemiz için bir nedene ve ömrümüzün sonuna dek taşımamız gereken büyük bir amaca – ya da birden fazla, birbirini doğuran amaçlar sistemine – ihtiyacı var. Zihinsel ve fiziksel sağlığımızı korumak için buna gereksinim duyuyoruz ve bunun sonucu olarak da sosyalleşiyoruz. “Etkileşim Döngüsü” de işte tam bu noktada başlıyor..

Sosyalleşirken hepimiz birbirimizle iletişim kuruyoruz. Bu iletişim sonucunda da iyi veya kötü sonuçlar zinciriyle kümülatif hayat tecrübemiz oluşuyor ve her an genişlemeye devam ediyor. Daha somut örnekler de verilebilir : Küçüklüğünden itibaren sürekli olarak babasının kötü davranışına maruz kalmış bir çocuğun bu süre boyunca etkilenmeyecek olması ve bu etkinin sebep olduğu bilinçaltı tepkileriyle yaşamaması mümkün değil. Kötü etkinin kötü tepki doğurduğunu farzedersek, bu durumda kendi çocuğuna da aynı davranışlarda bulunan bir babanın daha var olma ihtimali yüksek. Bu senaryoda her nesilde etkilenen birer insan oldu sadece. Daha büyük oynayalım ve Hitler’i düşünelim. “Über Alles” ya da “Heil” diyerek dünyaya gelmemiştir muhtemelen. Babasının ölümüyle birlikte annesinin yanından ayrılıp sefalet içinde sokaklarda boyacılık, inşaatlarda işçilik yapmakla başlayan serüvenin sonu malum.. İçindeki resim sevgisine karşılık veremeyen dünyanın kötü bir çocuğudur Hitler.. Bu serüvene dahil olan binlerce nazi subayı, kıyıma uğramış yahudiler ve halen daha az da olsa nazi fikrine yakın hisseden insanlar Hitler’in etkisine karşılık en yakın olumsuz tepkiye uğramış topluluk. Aynı zamanda Hitler’in isminin geçtiği anda yüzü kızaran günümüzdeki Almanlar’ı ise Etkileşim Döngüsü’nün kötü etkiden doğan iyi tepkinin oluşturduğu bir zümre olarak yorumlayabiliriz.. İyi tepkiye iyi etki örneği olarak ise Mevlana, Yunus Emre gibi aslında yalnız kendi ilahi aşkını arayan fakat ilerlediği yolda topladıklarını eser olarak paylaşmış ve 700’e yakın yıl geçmiş olmasına rağmen birçok insana halen ilham olan kişiler düşünülebilir..

Derinlemesine düşündükçe daha ilginç etkileşimler akla gelebiliyor. Örneğin doğduktan çok kısa bir süre sonra ölen bir çocuğun döngüdeki yeri nedir ? Üstelik bahsettiğim idrâk süreci de henüz başlamamışsa ?.. Bu şekilde dünyadan ayrılmış bir çocuğun ailesi üzerinde bırakacağı etki, azımsanmayacak ve ailenin her bireyini biçimlendirecek derecede güçlü olacaktır. Benzer şekilde akıl ehliyeti olmayan ya da eksik olan hasta insanların da çevresinde oluşturduğu biçimlendirici etkisi sanırım tartışılmaz.

Etki-tepki zinciriyle oluşan Etkileşim Döngüsü’nün bu noktada “Neden Varız ?” sorusuna paralel olarak ışık tutabileceğini farkettim. Dini açıdan bakan “kader” diyebilir, matematiksel açıdan bakan “olasılık” diyebilir, bazılarının aklına “kelebek etkisi” gelebilir vs. vs.. Her durumda Etkileşim Döngüsü’nün varlığını kabul ettiğimde ve insanın tür olarak yaşam döngüsünün bir unsuru olduğunu, bireysellik açısından düşünen bir hayvan olarak türünün içinde hayatta kalabilmesi için sosyalleşmesi gerektiğini, bu sosyalliğin ise kendi içinde bir etki-tepki döngüsü oluşturduğunu tümdengelim ile varsaydığımda, her ayrı insanın varlığının da bir “Neden ?” sorusuna yanıt vermesi gerektiği düşüncesine ulaştım. Sonuç olarak, etkileşim zincirinin sürmesine hepimiz bir şekilde hizmet ediyoruz ve başka insanları etkiliyoruz ya da başka insanlardan etkileniyoruz. Bu döngünün durmasını da sanırım “Kıyamet” olarak isimlendireceğiz..

Etkileşim Döngüsü bu yüzden “Neden Varız ?” sorusuna genel olarak değil, “Neden Varım ?” sorusuna tekil olarak yaklaşıyor.

Daimi arayışım ve sonsuz kayboluşumda Etkileşim Döngüsü benim ilham kaynağım..

Ben ‘idrâk’imden itibaren kendimi arıyorum. Her bakış açısını içselleştirerek yaşıyorum. Her bakış açısıyla yaşarken yepyeni bakışlar yakalıyorum. Her yeni keşif bilmediğim yeni bir ‘ben’ oluyor. Tüm ben’leri yaşarsam ilk ben’e varacağımı varsayıyorum. Fakat daire çizmeyi hedeflerken bir kez olsun virajla karşılaşamıyorum, her defasında sonsuz bir doğru üzerinde yürüdüğümü hissediyorum. Bu yüzden aradığım ben’i bulmak güç! Arıyorum, arayacağım ve sonsuz defa kendimde kaybolacağım…

Advertisements

, , , , , , ,

  1. Leave a comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: